Ziyaretçi Defteri
Gönderen : serhan
BAKIN TÜRKE VE ATATÜRKE VERİLEN DEĞERE DUYGULANMAMAK ELDE DEĞİL.TÜRKİYENİN BİR YERLERE GELMESİNİ İSTEMEYEN GÜÇLER ÜLKEMİZİN ÜZERİNDEN KARA BULUTLARI EKSİK ETMEDİ.BİR GÜN AYDINLIĞA VE HAKETTİĞİ İTİBARA KAVUŞMASI EN BÜYÜK DUAM.İŞTE KANITI:
Einstein'ın Atatürk'e Mektubu
Ekselansları (Atatürk),
OSE Dünya Birliği'nin şeref başkanı olarak, Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler , Almanya'da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe , bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler , yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.
Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi , birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları , hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.
Bu başvuruya destek vermek maksadıyla , hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.
Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan
Prof. Albert Einstein
Gönderilme tarihi: 16.03.2010
Gönderen : elbistan-der
tüm sağlık çalışanlarımızın 14 mart tıp bayramını kutlar meslek hayatlarında başarılar dileriz.elbistan-der yön.kur. adına yaşar okur dernek basın sözcüsü k.maraş
Gönderilme tarihi: 15.03.2010
Gönderen : tayfur ünsal
selam olsun hem yeniceli hem elbistanli hemserilerime hamburg dan sonsuz selamlar
Gönderilme tarihi: 14.03.2010
Gönderen : emine
mrh ben antepten yazıyorum hergün sayfanızı ziyaret ediyorum sayfanız çok güzel ama elbistandan daha çok söz edilsin resimlere yer verilsin.hasan özbolata slm
Gönderilme tarihi: 12.03.2010
Gönderen : HASAN ÖLKER
BİZİM TÜRKLER AVRUPAYA GEDER .YOK ŞU İYİ YOK BU İYİ.YOK FİLANI ÇOK SEVİYOK YOK FİSMEKENİ ÇOK SEVİYOK.AKIL VERMEYİN BEYLER ELBİSTANA PARA GİRDİRİN.ADAM ORDAN TAAAAA. BURANIN SİYASETİNİ YAPIYOR.BAŞKANI SAVUNUYO ALLAH BİLİR OYYY.BİLE VERMEMİŞTİR... .TABİ.GERÇEKLER ACI.YAPMAYIN BÖYLE YAPMAYIN.AVRUPALILAR AYA ÇIKTI BİZ YAYA KALDIK .HİZMET ETMEYİ BIRAKIN EKMEK PARASI İÇİN YAPARSANIZDA YATIRIMI ELBİSTANA YAPIN.BENİM BU MSJIMI OKUYAN BİR ÇOK HEMŞERİM BENİ KUTLAYACAKTIR ŞİMDİDEN HEMŞERİLERİME TEŞKÜR.HAAA.ŞUNU UNUTTUM ADAM DIŞARDA KALIYO .BURA GELİNCE 46 PLAKALI ARABAYA BİLE BİNMİYOR PAYASINDAN GEÇİLMİYO
Gönderilme tarihi: 11.03.2010
Gönderen : EKİCİ
www.ortaorenkoyu.tk
herkesi sitemize bekliyoruz
Gönderilme tarihi: 10.03.2010
Gönderen : Turgay FIRIK
Yasin arkadasimiza bu guzel yazi icin tesekkurler fazla yoruma gerek duymuyorum her kez kendine gore yorumlar evet genel olan bir durum soz konusudur onuda kimse degistiremez bu demek olmuyorki herkez aynidir hayir burda bazen erkek bazende kadin istisna olabilir o yuzdenki medeni kanunun verdigi haklar goz ardi edilemez ve iyi bir gelisme olarak goruyorum Burda yasadigim toplumdan ufak bir ornek vereyim cok Fransiz arkadasim var kesinlikle evlenme erkekleri dinlersen tamagmen haklilar burdaki medeni kanunun kadina verdigi haklar bazi kadinlari gercekten yoldan cikariyor kadin evlenmek icin can atiyor ama evlelik ten sonra adam evinde yemek yiyemiyor ....o yuzden kendilerine gore erkeklerde tetbirini almis medeni kanunu kendine gore dahada medenilestiriyor tabi bazi istisnalar kaideyi bozmaz onun icin diyorumki ates olmayan yerden duman cikmiyor dogru olmak lazim.uzatmiyorum selam arkadaslara ve hemserilerime
Gönderilme tarihi: 10.03.2010
Gönderen : ahmet ağa
yazacaklarımın gündemdekilerle pek alakası yok ama birden aklıma düştü 2007 seçimlerinde k.maras bingölden sonra ikinci oldu oy oranıyla sayın basbakan mehmet saglamı bize milli egitim bakanı diye takdim etti mehmet saglamın bırak bakanlıgı secım biteli ıkı bucuk sene oldu adını duymadım vallahi göksun kmaras arasındakı yol yılan hikayesine döndü sanki oyun oynuyorlar kepçelerle kamyonlarla bir kişi gündeme getirmiyo bunları gidin bir karadenize yollar jet hızıyla ilerliyor cok daha zor arazi şartları altında üstelik.bence kandırılıyoruz yani bunu anladım seçimden sonra gözle görülür ne yapıldı şu k.maraş sınırları içinde nemi ben söyleyeyim koskoca bir hiç
Gönderilme tarihi: 09.03.2010
Gönderen : yasin
türklerde ve diğer toplumlarda kadının yeri ve önemine bir bakın ardaki farklar insanı şaşırtıyor gerçekten.1.)Türklerin en eski destanlarından biri olan Yaratılış Destanı'nın da Yaratan'a ilham veren ''Ak Ana '' adında ki kadındır.
2.)Oğuz Kağan Atamızın kutlu eşlerinden biri mavi bir ışıktan diğeri kutsal bir ağaçtan doğmuş olağanüstü kadınlardır.
3.)Bilge Kağan kitabesinde Kağan '' Sizler Anam Katun*Büyük Annelerim*Hala ve Teyzelerim*Prenseslerim..'' sözleri ile
hitabına başlar.
4.)Eski Türk inancına göre ''Han ile Katun'' gök ve yerin evlatlarıdır.Kadının yeri yedinci kat göktür.
5.)Eski Türk destanlarında kadın erkeğinin her daim yanındadır.Kadın erkeğinin güç ve ilham kaynağı kabul edilirdi.
6.)Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen*iyi savaşan*iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek istemektedirler.
Örnek olarak Korkut Ata'nın Bamsı Beyrek hikayesindeki Banu Çiçek Katun'u verebiliriz.
7.)Eski bir Türk atasözü; ''Birinci zenginlik sağlık*ikinci zenginlik iyi bir kadın.''
8.)Savaşta kadınların düşman eline geçmesi büyük bir utanç sayılırdı.
9.)Oğuz Kağan destanından öğrendiğimize göre ırza tecavüzün cezası ölüm veya gözlere mil çekilmesiydi.
Arap gezgini Ahmed bin Fadlan*Türklerin tecavüz suçlusunun bacaklarından çapraz bağlanmış iki ağaca bağladığını ve
ipin kesilmesi sureti ile bacakların ayrıldığını hatıralarında belirtir.
10.)Yine Arap gezgini olan İbn'i Batuta şöyle der '' "Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler'in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür."
11.) Kağanın buyrukları yalnız "Kağan buyuruyor ki" ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi.
12.) Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın* hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan
ederdi. Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Tanrıkut Mete Han'ın Katunu imzalamıştır.
13.) Ebul Gazi Bahadır Han* Secere-i Terakime'de* Oğuz ilinde* yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmaktadır.
14.) Kadının yüceliği Altay Dağları'nın en yüksek tepesine "Kadınbaşı" ismi verilerek yaşatılmıştır.
15.)Eski Türklerde kadın miras hakkına sahipti. Kadının kendine ait mülkü mevcuttu. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardı.
16.)Eski Türklerde koca karısını boşayabildiği gibi*kadında kocasını boşayabilirdi.
Şimdide diğer toplumların kadına bakışına bir göz atalım.
1.) İngiltere'de XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Hıristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır. Yine İngiltere'de kadın "murdar" bir varlık sayıldığı için İncil'e
el süremiyordu. Kadınlar İncil'i okuma hakkına Hanry devrinde (1509-1547) sahip olmuşlardır.
2.) İngiliz piskoposu Dour'un 1888 yılında Westminster Kilise'sinde vaaz verirken söyledikleri ;
"Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir
sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı. Erkek çocuklar ise; analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi."
3.) Çin'de * boşanma hakkı sadece erkeğe mahsustu.
4.) Budizm'in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir.
5.) Roma hukukunda kadın* kendi malına hükmedemezdi* vasiyet yapamazdı. Roma hukuku kadını ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akıllı sayıyordu. Roma'da dul kadının
evlenmesi suç sayılıyordu.
6.) Çin'de yeni doğan çocuk* erkekse pahalı kumaşlara* kız ise bez parçalarına sarılırdı.
7.) İran'da kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır. ( Özellikle Mazdeizm'in popüler
olduğu dönemde.)
8.) Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak onursuzluk sayılmıştır.
Gönderilme tarihi: 08.03.2010
Gönderen : seher
İSLAMIN KADINA VERDİĞİ DEĞER:
KURAN-I Kerim’deki 4. surenin adı "Nisa" Suresi’dir. Nisa, kadınlar anlamındadır. Kadınlar Suresi demek. Kuran-ı Kerim’de "rical", yani erkekler anlamında herhangi bir sure yoktur.
Kuran-ı Kerim’de, bazı peygamberlerin isimleri surelere verilmiştir. Yusuf, Yunus, İbrahim veya Lokman (peygamberliği tartışmalıdır) sureleri gibi. Peygamber olan erkekler sureye isim olabilmiştir. Bu genel kuralın tek istisnası "Meryem" Suresi’dir.
Hz. İsa’nın annesi, peygamber olmamakla beraber bir sureye isim olabilmiştir. Peygamber olmayan tek kişiliktir. Kuran-ı Kerim her fırsatta kadını onurlandırmış, ön plana çıkarmıştır. Toplumun gündeminde kalsın diye.
Kuran-ı Kerim’deki en manidar surelerden biri de 58. sırada yer alan "Mücadele" Suresi’dir. Medine’de inen bu surenin kadınlar açısından anlamlı bir hikáyesi (sebeb-i nüzulu-iniş gerekçesi) vardır. Mücadele, peygamberle tartışan kadın anlamına da gelir. Olay şöyle gelişti:
"Hz. Havle" iman eden bir kadındı. Evs (RA) isimli, sert tabiatlı bir adamla evliydi. Bir gün Evs (RA), karısını boşadı. Bu boşanmayı gerçekleştirirken de eskiden Araplar arasında yaygın olarak yapılan ve "zihar" olarak adlandırılan bir yöntemi kullandı.
Araplar, eşlerinin bazı hassas noktalarını, anneleri-bacıları gibi evlenmeleri yasak olan akrabalarına benzetirlerse bu boşanma sebebi sayılırdı. Evs (RA) de eşine, "Sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek aralarındaki akdini sona erdirmek istedi.
İşte bu olaya muhatap olan Hz. Havle, soluğu Hz. Peygamber’in (SAV) yanında aldı. Hz. Havle tepkiliydi. Hz. Havle yorgundu. Hz. Havle bezgindi. Hz. Havle mağdurdu. Hz. Havle çaresizdi. Çareyi Hz. Peygamber’de (SAV) bulacaktı.
Havle (RA), Peygamber’in (SAV) evine geldi. Efendimiz (SAV) dinliyordu. İsyan edercesine kocasını, Peygamberimize şikáyet etmeye başladı. Şöyle diyordu: "Ey Allah’ın elçisi! Evs, benim malımı-mülkümü yedi. Gençliğimi tüketti. Onun için çocuklar doğurdum. Şimdi ise yaşlandım. Çocuk doğuramaz hale geldim. O da zihar yaparak beni boşadı. Beni ortada bıraktı. Ya Rabbi, halimi sana arz ediyorum. Bu halimi sana şikáyet ediyorum."
Havle’yi büyük bir dikkat ve saygıyla dinleyen Hz. Peygamber (SAV) bir an duraksadı. Sonra, "Bu tür boşamalarla ilgili Rabbimden bana herhangi bir ölçü gelmiş değildir" cevabını verdi. Çünkü O (SAV), Yüce Allah’tan vahiy gelmedikçe kendi heva ve arzusuna göre konuşmazdı. Yüce Allah’ın kendisine müsaade ettiği konular hariç, mutlaka vahiy beklerdi.
Ama çok geçmeden Yüce Rabbimiz, "Halimi sana iletiyorum" diyen bu mağdur kadının yakarışına cevap verdi. Ötelerden, ötelerin de ötesinden cevap geliyordu. Yüce Allah’ın, "Senin sesini, yakarışını, isyanını duydum. Yalnız değilsin, sözün duyulmuştur, gökte yankılanmıştır Havle! Arzu ettiğin konuda sana cevap verilecek ve sen rahatlayacaksın" anlamında ayeti inecektir.
Yüce Rabbimiz, Havle’ye cevap veriyordu. Öylesine bir cevap ki Medine’de yankılanmadık, konuşulmadık ne sokak ne ev bırakacaktı. Günlerce her mekánda Havle’nin yakarışına verilen cevap konuşulacaktı. Havle gibi mazlum ve mağdur bütün kadınlar, bir anlamda "erkeği cezalandıran" bu ayetleri gururla okuyacaklar.
Yüce Allah, karısını bu şekilde boşamak isteyen erkeğe bu işin çirkin olduğunu ilettikten sonra, ya köle azadı, ya iki ay üst üste oruç veya 60 fakiri doyurma cezası verecektir. Eşine dönmenin bedeli olarak. Tekrar eşine yaklaşmak istersen bunu ödeyeceksin. Kadın değil, erkek bunu ödeyecek. Çünkü kadın mağdur oluyordu. Rabbimiz, mağdurun yanında, mazlumun yanında.
"Mücadele" Suresi’nin ilk ayetleri indiğinde yüzü sevincinden ay gibi parlayan Peygamberimiz (SAV), Havle’yi çağıracak ve "Seni müjdelerim Havle! Allah senin sesini duymuştur" dedikten sonra ilk ayeti okuyacaktır: "Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikáyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir." (Mücadele 58, 1)
Hz. Havle bugün bile horlanmış, zorlanmış, terk edilmiş, önemsenmemiş, gençliğinden sonra kenara itilmiş bütün kadınların ortak isyanı olmuştur. Sembol olmuştur. Önemsenmediklerini zanneden kadınlara, "Hayır, Rabbiniz sizi önemsiyor. Rabbiniz sizin adınıza zulmeden erkeğe dünyada cezalar getirdiği gibi ahirette de hesap soracak". Üzülmeyin, sesinizi Rabbiniz duyuyor, halinizi görüyor cevabıdır Mücadele Suresi.
Yıllar geçer. İki büklüm bir kadın Medine çarşısında Hz. Ömer’in önüne geçer. Bir şey sorar. Uzun boylu Hz. Ömer eğilir, diz çöker. Ellerini kadının omzuna koyar. Söyle nine der. Kadın dakikalarca konuşur, Hz. Ömer dinler. Medine’nin lider kadrosu ise hayret içindedir. Bu ihtiyar nineye bu kadar zaman feda edilir mi(!). Nihayet kadın anlatacağını anlatır ve gider. Hz. Ömer doğrulur.
Orada bulunanlardan biri, "Ey müminlerin emiri! Şu Kureyş’in liderlerini şu nine için o kadar bekletmeye değer miydi" diye sorunca Hz. Ömer hışımla döner. Herkesin duyacağı bir ses tonuyla: "Ne diyorsun! Yazık sana. Bu kadın Havle’dir. Allah (CC) yedi gök ötesinden onu duydu, hakkında ayet indirdi de Ömer mi onu dinlemeyecek. Vallahi bütün bir gün beni tutsaydı, öylesine duracaktım. Problemini halletmeden gitmeyecektim."
Gönderilme tarihi: 08.03.2010
Gönderen : ebru
Söz ola...
Sözün ayağa düşmediği zamanlarda, hani Yunus'un "Söz ola kese savaşı/Söz ola kestire başı" buyurduğu o çağlarda, bilhassa politik konular ve devletlerarası meselelerin halledilmesinde savaşlar, mücadeleler, antlaşmalar, yazılar, belgeler kadar söze de itibar olunur, konuşma üslubu ve imalarına hayli önem verilirdi.
Devlet adamlarının sözü en iyi bilenlerden seçilmesi, şiirden anlaması, zeki ve hazırcevap olması o devirlerin genel kabullerinden idi. Bilhassa devlet itibarını koruma adına taşı gediğine koyan insanlar o sözleriyle birlikte tarihe geçerler ve menkıbeleri nesilden nesile aktarılır dururdu. Yazık ki çağımız insanı bu ruhu yavaş yavaş kaybediyor. Değişen dünya siyasetinin ibreleri başka sürtüşme alanları bulmuş kendine. Buna rağmen zaman zaman bir siyasinin ağzından şöyle devlet itibarını yüceltir bir söz duymanın, reel-politik olmasa da, ruhumuza ne derece iyi geldiğini inkar edemeyiz. Eskiden sözünüzün kalitesi devletinize itibar katardı; şimdi devletinizin itibarı sözünüze değer katıyor. Eskiden söz düellosunda üstün gelmek kılıçların üstünlüğünden daha etkiliydi, şimdi sözünüzü elinizde tuttuğunuz kılıcın gücü ölçüsünde söylemeye mahkûmsunuz. Velhasıl hile icad oldu, üslup bozuldu. Bize de eski zaman sözlerini hatırlamak düştü:
Kanuni zamanındayız. Yavuz Selim'in Şah İsmail ile Çaldıran'da yaptığı savaşın hatıraları hâlâ insanların zihinlerinde. İsmail'in savaş meydanında bırakıp kaçtığı güzeller güzeli Taçlı Hatun, sırf Şah'ı tahkir için, çiçek bozuğu bir yüze sahip olan Tacizade Cafer Çelebi ile evliliğinin yükünü çekmekte.
Kanuni, İran-Osmanlı ilişkileri belki düzelir umuduyla Şah'ın elçisi İmamkulu Han'ı kabul edecekti. Elçi büyük bir ihtişam ve tantana içinde Üsküdar'a ulaştı. Şemsi Paşa kendisine mihmandarlık yapıyordu. İlk görüşmeden sonra atbaşı ilerlemekteydiler. Elçi çok özenip gelmişti ama Şemsi Paşa'nın hazırlattığı tören birliğini görünce gözleri kamaştı. Boylu poslu Türk askeri baştan başa sırma ve ipekler içindeydi. Atlarının koşumları bile göz alıyordu. İmamkulu'nun şaşkınlığı gitgide kıskançlığa ve kendi askerine karşı komplekse dönüştü. Nefsini tatmin için Şemsi Paşa'yı iğnelemek istedi:
- Bunlar ne acayip süslü askerler, sanki düğün alayı gibi.
Paşa'nın cevabı tam da İmamkulu'nun hak ettiği biçimde geldi:
- Evet, Taçlı Hatun'u Şah İsmail'den alan düğün alayı bu idi.
(iskender pala'dan alıntı )
Gönderilme tarihi: 08.03.2010
Gönderen : elbistan-der
tüm bayan hemşerilerimizin 8 mart "dünya kadınlar günü" nü kutlar esenlikler dileriz.elbistanlılar derneği k.maraş
Gönderilme tarihi: 08.03.2010
Gönderen : DALINDA SOLAN GONCA
Aglamak ıcın goz yası gerekmez kalbınden aglıyan gercekten aglıyandır amadudaklarda gulmez kalbı aglıyanın o guluste acıyı aglayan kalbını gorursun bakmayı bılırsen yapmacıktır o gulus zorakıdır etrafına kalbının agladıgını hıssettırmemek ıcın zorakı bır gulustur bellı belırsız ve donuk.Sevmek ıcın guzellık gerekmez guzellık durustluk saygı sevgıden hos goruden gelır.Sevılen dunyanın en guzelıdır seven ıcın kımseyle kıyaslayamaz onu kımse onunla yarısamaz.hasret sevdıgının yanındayken bıle onun gozlerının ıcıne bakarken hıssettıgın kaybetme duygusudur.ozlenen yanındayken hıcran duyulmaz ıcı ıcıne sıgmaz ınsanın gozlerını alamaz ondan sevdıgıyle yasıyacaklarını kacırma korkusuyla zamanla yarısır kacırdıgım bır sey oldumu korkusu yasar.hırsızlık kalp calmaktır en agırı budur sevgıde kalbını calıp umursamamak benım benden vazgecemez dıye sevdıgını uzmek ıse olumlerın en buyugudur cunku yasarken oldurur karsısındakını o sevgısınden sarıldıkca o sevdıgını ıter umursamaz oysakı seven ıcın sevdıgınden ote bır sey yoktur sevgısı ve askı vardır sadece her kırıldıgında ıcıne kapanır daha cok ıcıne kapanır sasırır ne yapması gerektıgını bılemez korkar kacmak ıster ama sevgısı engel olur ve bır an gelır sadece olmek ıster ama onuda yapamaz ınancları vardır onu seven aılesı sorumlulukları vardır ve yavas yavas kendını oldurur kımseye hıssetırmeden ve gozler en buyuk sılahtır bır tek gozler yalan soyleyemez
bakıslar ınsanı dahada cok oldurur ve bır gun gelır ben ne yaptım der sevmeyı basaramıyan kımse onun kadar benı sevmedı bu sefer o sarılır sevgısıne ama cok gectır sevenın sevgısı gercekten sevenın sevgısı asla olmez ama gucu bıtmıstır cunku o yasayan bır oludur aslında duygularını aska sevgıye ınsanlara yasama ınancı bıtmıstır ve hepsınden kotusude kendıne yasadıklarından sonra ınancı sevgısı saygısı bıtmıstır sadece yuregındekı kocaman sevgısı ve hayallerı kalmıstır ve sukreder ıyıkı zamanın kacırmadım ne cok hayalım var der ve yasamına olumu beklıyerek segısıyle ve hayallerı ıle devam eder.PEMBE BIR GONCAYKEN GUL DALINDA SOLAR,DALINDAN KOPARMAK ONUN ICIN BIR LUTUFTUR DALINDA SOLMASIDANSA.
Gönderilme tarihi: 08.03.2010
Gönderen : HASAN OLK
BE ADAM ELBISTANI COK SEVIYOSUZ BASKANI SAVUNUYOSUZ TAAAA ORDAN LAF YAPIYOSUZ HOLLANDADA ALMANYADA NE ISIZ VAR NADAR YATIRIM YAPTIN BURA TOVBE GURUS YOK ALLAH BILIR HERKES ISINE BAKSIN LAF YETISTIRME BIRAKIN
Gönderilme tarihi: 07.03.2010
Gönderen : G.KILIÇ
6.OSMANLI PADİŞAHININ BABASI ÇEÇEBİ MEHMET ,ANNESİ DULKADİROĞULLARI BEYLİĞİNDEN MEHMET BEYİN KIZI EMİNE HATUNDUR (YANİ ELBİSTANLI)
9 OSMANLI PADİŞAHI YAVUZ SULTAN SELİM'İN BABASI 2.BEYAZIT ANNESİ DULKADİROĞULLARI BEYLİĞİNDEN GÜLBAHAR HANIMDIR.(YANİ ELBİSTANLI) SLM.
Gönderilme tarihi: 07.03.2010








